Başlangıç / Hikayem

30’lu yaşların başında bir beyaz yaka olarak viski yolculuğum başlayalı aslında pek zaman olmadı. Zaten bu blog’u yazmaya da bir usta edasıyla başlamıyorum. Kısaca nasıl başladığımı anlatayım.

Bir Trakyalı olarak içkiyle ilişkim erkenden başlamış olsa da elimin en az değdiği popüler içki viskiydi. Üniversite hayatımda craft biraya çok ilgi duydum, Türkiye’de ve yurtdışı seyahatlerde bulabildikçe içmeye çalıştım. Günün sonunda en çok ekşi biraları sevdiğime karar verdim (Berliner weisse, lambic, gose, gibi). Bugün de hala Hollanda / Almanya gibi yerlere ayağımı bastığım anda ekşi bira arama çalışmalarım başlıyor. Yalnız Türkiye’de yerel craft’ların bile el yakan fiyatlarıyla birlikte son yıllarda arayışım epey yavaşladı.

Sonrasında bir dönem sık yurtdışına çıkıp girerken ikişer üçer distile içkiler getirmeye başladım ve artmakta olan ev barına bakıp o zamanki kız arkadaşım, şimdiki sevgili eşimle kokteyl işine giriştik. Hoşumuza giden kokteyllerin bir çoğunu evde denedik, orta seviye ev barmenleri olduk denebilir. Kokteyllerde de en çok tatlı-ekşi dengesini sevdim. Favori kokteyllerim Mojito, Penicillin ve Whiskey Sour.

Gelelim viskiye. Yıllar içinde evimde çeşitli viskiler bulunmadı değil. Bunların bazıları hediye gelen single malt ya da blended scotchlar, bazıları da kokteyl yapmak için aldığım giriş seviyesi şişelerdi. Kokteyl bir kenara, sek içmeye giriştiğim viskilere her zaman buz attım ve içebiliyor olma isteğim vardıysa da tadından bir türlü yeteri kadar hoşlanamadım. O şişeler bittiyse de ben viski içen biri değildim.

Derken 2025’in başlarında bir gün Moda Macrocenter Kiosk’ta gözü kararttım. Bir single malt viski alacak ve bu sefer kitabına uygun içerek bu bariyeri kıracaktım. Ne zorum vardı bilmiyorum ama oradan buradan duyduklarımla herhalde o bariyerin arkasında ilginç bir dünya olduğunu sezmiştim. Tam bu noktada bugünkü beni arasaymışım, “Dur, onu alma!” diyeceğim bir seçim olan Lagavulin 8’i kaptım ve asıl viski yolculuğum orada başladı.

Neden onu aldım, çünkü kulak dolgunluğum vardı. Neden almamalıydım, çünkü çok serseri ve yoğun turbalı bir viskiydi. Daha insancıl çok fazla giriş noktası bulunabilirmiş yani. Başlarda zorlandım, yanlış viskiyi aldığımı düşündüm, o şişeye küsüp kenara kaldırdım ve başka viskilerle devam ettim. Ama artık başlamıştı. İyi ki de başlamıştı, gerçekten de bariyerin arkasında acayip bir dünya varmış. Bu arada içtiğim çeşit arttıktan sonra Lagavulin 8’e döndüm ve bu kez çok iyi anlaştık. İlk aldığım şişe olduğu gibi ilk biten şişe de o oldu. Yakınlarda ilk kez tekrar aldığım şişe de o olacak gibi duruyor.

Bir usta edasıyla başlamıyorum demiştim. Peki nasıl bir yerden başlıyorum? Öncelikle büyülenmiş ve çok fazla araştıran birinin öğrendiklerini paylaştığı bir yer olarak başlıyorum. Dünyada dönen viski diskurunun Türkiye’de ne kadar az karşılık bulduğuna şaşıran biri olarak başlıyorum. Sevdiklerimin kafasını şişirmektense belki ilgili birilerine yardım edebilmek için başlıyorum.

Düşüncelerim “herkes nasıl istiyorsa öyle içsin” deyip bırakmaktan ziyade olabildiği kadar objektif doğrular üzerine yoğunlaşıyor. Herkesi kendi haline bırakırsak daha iyiye doğru ilerleyemeyiz diye düşünüyorum. Tabi ki günün sonunda herkes istediği gibi içecek, ama viskiden ne seviye tatlar alınabileceğini bilip öyle eklemek lazım o buzu. 

Umarım seversiniz, bir yerlerde karşılaşır, viski üzerine uzun sohbetler yaparız.

Şerefe!

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir